Bilgi çağının tuzakları: Dezenformasyon

Malumunuz, bilgiyi en kolay elde ettiğimiz dönemdeyiz. Çok eskiye gitmeye gerek yok, bundan 16-17 sene önce tek haber kaynağımız televizyon, radyo ve gazeteydi. Bilgi için ise ansiklopedi karıştırırdık. İlkokulda, ortaokulda ansiklopediden öğretmenin verdiği konuları araştırdığımı hala hatırlıyorum. Şimdi ise bu konuda sonsuz bir kaynağımız var diyebiliriz. Bilgiye bu kadar kolay ulaşmanın sırrı ise, bilgiyi kolayca paylaşabilmekten geçiyor. İnternet bize bu imkanı veriyor. Bir iki mouse tıklaması, birkaç klavye tuşlaması derken istediğimiz her bilgiyi internet alemine salabiliyoruz. E bu kadar kolay bilgi edinmenin de bazı zararları oluyor elbet. Bunlardan biri dezenformasyon, yani bilgi kirliliği.

Hatırlarsanız Gezi olayları zamanında herkesin diline pelesenk olmuş bir cümle vardı. “Kesin bilgi, yayalım.” Elbette, böyle önemli olaylar cereyan ederken, bunu kullanacak insanlar da vardı. Nitekim “troll” dediğimiz kitle pek sever böyle şeyleri. O dönem onlarca yanlış bilgi yayıldı, hatta bunlardan  bazıları haber yapıldı. Twitter Timeline’ı ise tam bir kargaşa hali aldı. İnsanlar haliyle doğru ve yanlış bilgiyi ayırt edemez oldular.

Yanlış bilgi öldürür!

Bunun gibi, internette yanlış bilgilerin dolaştığı onlarca mecra var. Özellikle, tıbbi konularda, insanların doktora gitmek yerine, Google’da arama yapması, insanların yanlış ilaçlar kullanmasına, faydasız bitkisel kürlerle zaman kaybetmesine, hatta hastalıklarının geç teşhis edilmesine, belki de geri dönülmeyecek hasarlar almasına sebep oluyor. Birkaç ay önce, bunun ne kadar yanlış olduğunu vurgulamak için, Belçika’lı sağlık temalı internet sitesi Gezondheidenwetenschap.be bir video yayınladı. Buyrun ilk önce videoyu izleyelim.

Videoda verilen veriler, halkın %75’inin rahatsızlıklarını Google’da arattığını söylüyor ve ekliyor; İnternette herkes doktor olabilir! Site buna tam yerinde müdahele etmek için AdWords kampanyası oluşturmuş. En çok aranan belirtileri girdiğinizde size “Don’t Google it” başlıklı reklamlarını gösteriyorlar.

Aslında bu konuda Google'ın da yapabileceği bir şeyler olmalı. Zira haftaiçi gördüğüm  Tumblr örneğine bayılmıştım. Tumblr'da "intihar" kelimesini aratınca aşağıdaki ekran   sizi karşılıyor. Bunun bir benzerini de Google hastalık belirtileri arayanlar için yapa-bilir.

Yanlış bilgiyi yaymak muhtemelen doğru bilgiyi insanlara ulaştırmaktan çok daha kolay. Çünkü genelde yanlış bilgiler daha ilgi çekici şeyler oluyor. Hafta içerisinde yanlış bilginin yayılmasıyla ilgili, bu konuya fikir kaynağı olmuş bir video internete düştü. Videonun başlığı oldukça ilgi çekiciydi. “Ronaldo müslümanları savundu.” Bu habere bu hafta birçoğunuz denk gelmiştir. Ronaldo’nun müslümanları savunması benim ilgimi çekmediğinden videoyu izlememiştim bile. Daha sonra videoyu paylaşanın bunun bir yalan -ya da şaka diyelim- haber olduğunu açıklaması ve bu konuda bir video paylaşması asıl ilgimi çeken şey oldu. Peki bu nasıl oldu?

Fvrkna isimli vatandaşımız eski bir Ronaldo videosu bulur. Ardından videoda görünen kitabın üzerine, nickinin harflerini bir güzel işler ve salar videoyu sosyal ağlara. Peki sonra neler olur? Kendi videosundan izleyelim. Bu gündem yaratan şakanın yaratıcısı olan Fvrkna’nın konuyla ilgili verdiği detayları, kendi sitesinden görebilirsiniz. –maalesef link artık çalışmıyordu

Her şeyi kullanmanın olduğu gibi, interneti kullanmanın da bir kılavuzu olmalı sanırım. Siz siz olun, duyduklarınızı, öğrendiklerinizi bir kez daha araştırın. Eğer araştırmıyorsanız da, bunları paylaşarak dezenformasyonu körüklemeyin.

  • İnternette doğru içerik edinmek için araştırın.
  • Birilerini etkileyeceğini düşündüğünüz konuları iki kere araştırın.
  • Güvenilir kaynakları takip edin.
  • Eksik doğru en büyük yalan deyişini hatırlayın.
  • Ekranlardan gelenleri hemen zihninize kazımayın. Araştırın, doğrulayın. Kısaca edindiğiniz bilgileri süzgeçten geçirin.

En doğru bilgileri edinmeniz dileğiyle.

Güzel iş: EnstrümanÖğren.com

İnternette Türkçe içeriğin az olmasından yakındığım bir yazıda, kabahatin hepimizde olduğundan bahsetmiştim. Video içerik konusunda yavaş ilerlediğimizi de eklemiştim. Bugün Twitter sayesinde harika bir içerik girişiminden haberdar oldum.

Bir enstrümanı çalmayı öğrenmek, yeni bir dil öğrenmek kadar zor bir iş. Oldukça egzersiz yapmak gerekiyor. İnternette İngilizce kaynak oldukça var. Bunlar arasından sade anlatımlı olanları kullanabilirsiniz. Ama eğer İngilizceniz yoksa bu konuda neredeyse hiç şansınız kalmıyor. İşte bahsetmek istediğim EnstrümanÖğren.com tam da bu yüzden önemli.

Konuyla ilgili girişimin sahibi Sinan Oypan’a söz verdiğim üzere yorumlarımı aktarmak istiyorum. Aslında, ilk etapta Twitter üzerinden yorumlarımı iletmeyi düşünmüştüm ama biraz daha inceleyince EnstrümanÖğren.com’un bir blog yazısını hakettiğini düşündüm.

EnstrümanÖğren.com yukarıda da bahsettiğim üzere Sinan Oypan’a ait bir içerik girişimi. Amacı bir enstrüman öğrenmek isteyenlere teorik ve pratik enstrüman bilgisi aktarmak. Sitenin güzelliklerine değinecek olursak;

  • Güzel, sade, kullanışlı ve özgün tasarıma sahip.
  • Site gayet düzgün şekilde kategorize edilmiş. Yeni başlayanlar, 101, 102, armoni, teori, müzik teknolojileri gibi dersleri var.
  • Gitar ve bas gitar derslerinin yanısıra yakında piyano dersleri de olacakmış.
  • Videoların kalitesi gayet güzel.
  • Kullanılan gitarlara bayıldığımı söylemeliyim. bknz: Fender Telecaster 🙂
  • Dersler açıklayıcı, özellikle basit anlatımıyla da oldukça anlaşılır.

Gitar öğrenmeye hevesli fakat vakit bulamayan biri olarak EnstrumanOgren.com’un tam benim gibi insanlara uygun bir site olduğunu belirtmeliyim. Açıkcası teorik kısmını inceledikten sonra, şu çalamadığım gitarı kılıfından çıkarıp yeni başlayanlar kategorisinden giriş yapmayı planlıyorum. 🙂 Fikir güzel, uygulama güzel, umarım işler yolunda gider ve proje başarılı olur.

Üretmeyen toplum ve internette içerik üretmek

Ü-ret-mi-yo-ruz. Toplum olarak en büyük eksikliklerimizden “biri” üretmemek. Bunu yıllardır sanayi, teknoloji, medya vs. taraflarında görürken, şimdilerde internet alanında da aynı problemi yaşadığımızı görüyoruz.

BTK’nın 2013’ün 4. çeyreği için hazırladığı rapora göre Türkiye’deki internet kullanıcılarının sayısı 32 milyonu aştı. Peki bu kadar insan ne yapıyor internette? İçerik üretmedikleri kesin. Geneli internette okey oynayıp, Facebook’ta dayıoğluna laf atıp, haber sitelerinde aynı fikirde olmadığı insanlara sataşmak için var.İnternet insanlara bilgiyi ulaştırmanın en kolay yolu olmasına karşın biz bu kanalı ülkemizde son derece yanlış bir şekilde kullanıyoruz.

İnternetteki en yaygın dil, tahmin edebileceğiniz üzere, açık ara farkla İngilizce. Birçok ülkede gelişmiş eğitim sistemi sayesinde insanlar İngilizceyi en azından okuyabiliyor bu yüzden internetten daha iyi yararlanabiliyorlar ve kendi dillerinde içeriğin az olması onlar için pek de dezavantaj olmuyor. Dünyada durum bu iken, bizdeki durum aşağıdaki videoda özetleniyor.

Yanlış anlamayın maksadım aşağı görmek vs. değil. Yukarıdaki vatandaşımız uzak bir örnek değil, direkt hayatın içerisinden bir örnek. Derdini de gayet naif bir şekilde anlatıyor. İşte tam da bu sebepten Türkçe içerik üretiminde artışa ihtiyacımız var. Okul hayatımızda sıkça duyduğumuz şeylerden biri olan “bilenler bilmeyenlere anlatsın” deyişini internete de uyarlamalıyız. En azından bunu yapabiliriz diye düşünüyorum.

Peki neden üretmiyoruz?

Bu sorunun cevabı için toplumumuzu iyi anlamamız gerekiyor. Burada bahane üretmek istemiyorum ancak, üretmeyen toplumumuzun en büyük suçlusu olarak eskiden günümüze kadar gelen devlet adamlarını görüyorum. Gerek eğitim sistemimizin yetersizliğinden, gerek toplumsal olarak ekmek derdine düşüp kendimizi geliştirebileceğimiz şeylere vakit ayıramamamızdan, gerekse alttan alttan korkutularak büyütülmemizden dolayı içine kapanmış, üretmeyen bir toplum olduk. Beni hiç kimse korkutmadı diyen arkadaşlarımıza aşağıdaki Mustafa Satıcı’nın çizdiği harika karikatürü armağan ediyorum.

Mustafa Satıcı - Sınav kağıdı
Mustafa Satıcı – Sınav kağıdı

Eleştirilme korkusu

Bugünlerde pek sık kullanılmayan, zaten ülkemizde de hiçbir zaman tutmamış internet olaylarından biri de vlogtur. Vlog kavramı birçok insanda bir intiba uyandırmayabilir. Sanırım ilk defa 2005 yılında duyduğumuz bu kavram, video blog anlamına geliyor. Yurtdışında bu konuda fazlaca içerik üretilirken malesef bizde neredeyse hiç üretilmedi. Bunun sebebi de eleştirilmekten korkma eğiliminde insanlar olmamız. Videonun altına gelecek “uff ne salaksın” yorumundan çekindiğimiz için hiç bu işlere girmedik. Neyse ki şimdilerde Youtube’da yeni yeni Türkçe içerikler üretilmeye başlandı. Vine da bu konuda ilgimizi çekti ancak içeriklerin kalitesi pek de iç açıcı değil açıkcası. Olsun yine de bir şeyler üretiliyor olması sevindirici. İnanıyorum ki daha iyiye doğru gelişecektir.

Üretmeyen bireyleriz. Üstüne üstlük üreteni de sevmiyoruz. Kendimizde yapmaya cesaret bulamadığımız şeyleri başkaları yapınca onları boş işlerle uğraşmakla, avarelikle, gerçek olmamakla vs. suçluyoruz.

Bu yazıyı yazarken iğneyi değil çuvaldızı kendime batırıyorum. Hakkımda sayfasında da belirttiğim üzere blog yazmak hep yapmak istediğim ama yapmadığım bir şeydi. Şimdilerde bunu yapıyorum ve açıkcası bu kendimi iyi hissetmemi de sağlıyor. Ben bu işe baş koydum gibi iddialı cümleler kurmak istemiyorum ancak kendi payıma internette Türkçe içeriği artırmak için bir şeyler yapmaya çalışacağım.

İçerik arayışımda edindiklerim

İnternet koca bir derya. Haliyle içinde iyi ve kötü milyonlarca içerik bulunmakta. Vakti kısıtlı olan insanlar için iyi içeriği bu deryada bulmak samanlıkta iğne aramak gibi. Neyse ki Google bu konuda en büyük yardımcımız.

İnternette içerikleri 3 şekilde takip ediyorum.

  1. Birincisi en eski yöntemlerden biri olan RSS aboneliği. Doğru sitelere abone olmak bilgiye kolay ulaşmak açısından önemli. Yoksa binlerce okunmamış içerikle başbaşa kalabilirsiniz.
  2. Bir diğer içerik takip yöntemim ise e-posta aboneliği. Günde defalarca içerik giren siteleri genelde böyle takip ediyorum. RSS okuyucumu da fazla şişirmemiş oluyorum böylece. Ha bu arada e-posta hesabım şişmesin diye de farklı bir e-posta adresine yönlendiriyorum ve bunları filtreler aracılığıyla etiketliyorum.
  3. İçerik takibinde son aracım ise sosyal medya hesapları. Bunu genelde 2. seçeneğin alternatifi olarak kullanıyorum.

Kendimce oluşturduğum bu süzgeçlere güzel içerikler takıldıkça seviniyorum. Üzülerek söylemeliyim ki büyük bir çoğunluğu yabancı. Malesef millet olarak pek üreten bir toplum değiliz ve internette de bu kusurumuz devam ediyor.

Süzgecime takılan birkaç ilginç siteyi sizinle paylaşmak istiyorum.

    1. ReadMatter.com – Teknoloji ve bilim üzerine fikirler. Linke tıkladığınızda sizi Medium sayfasına yönlendirecek. Artık Medium üzerinde devam ediyor.
    2. TheBurningHouse.com – İlginç bir mikroblog. Sitenin tek bir sorusu var. Eviniz yansa nelerinizi kurtarırdınız? Cevaplar da eğlenceli.
    3. Pocket Hits – Sonra oku servisi olan Pocket’taki en popüler içerikler.
    4. NotCot.org – Harika bir tasarım blogu.
    5. Longreads.com – İnternetteki popüler içerikleri önünüze getiren güzel bir servis.
    6. Byliner.com – Dünyaca ünllü yazarların makaleleri
    7. FastCoExist.com – Fast Company’nin içerik sitesi.
    8. OutGrow.me – Kitle fonlama yoluyla ortaya çıkmış ürünleri satın alabileceğiniz bir e-ticaret sitesi.
    9. WhatsTrending.com – İnternette trend olan her şeyi takip edebileceğiniz bir site.
    10. ChooseMyPc.net – Bilgisayar toplamak isteyip de donanım hakkında pek bilgisi olmayanlar için güzel bir araç.

Aslında liste bundan çok daha uzun bir hal alabilirdi ama şimdilik bu kadarını aktarabiliyorum. Belki bunu bir yazı dizisi haline getirebilirim ya da aklıma geldikçe 10’luk, 20’lik, 30’luk listeler halinde paylaşabilirim. Umarım faydası dokunmuştur.