Hector and the Search for Happiness

Simon Pegg‘in izlemediğim filmi neredeyse yoktur. Yeni filmini de görünce tabi ki hemen izledim. Aslında geç kalmış dahi olabilirim. Son 1-2 aydır film izlemeyi pek bi’ aksattım. Bahsettiğim film Hector and the Search for Happiness, aslında François Lelord’un bir romanından sinemaya uyarlanmış.  Çok klişe bir tanımlama olacak ama gerçekten sıcak ve samimi bir film. İzlerken size bu hisleri veriyor.

Filmi spoiler vermeden özetlemek gerekirse; Hector, önemsiz şeylerden mutsuz olarak, kendini mutsuzluğa hapsetmiş bir grup hastası sayesinde kendi mutsuzluğunu farketmiş ve buna çare olarak da mutluluğun ne olduğunu aramak için yollara düşmüş bir psikiyatristtir. Yolculuğu boyunca çaresizliği, umudu, sebepsiz mutluluğu, korkuyu ve şüpheyi görür. Yolculuğu boyunca taşıdığı not defterine mutluluğun ne olduğuna dair notlar da alır. Hector and the Search for Happiness

  1. Karşılaştırma yapmak mutluluğunuzu mahvedebilir.
  2. Birçok insan mutluluğun zengin veya önemli biri olmak olduğunu düşünüyor.
  3. Birçok insan mutluluğu geleceğinde görüyor.
  4. Mutluluk, aynı anda birden fazla kadını sevme özgürlüğü olabilir.
  5. Mutluluk, bazen farkına varmamaktır.
  6. Mutsuzluktan kaçınmak mutluluğa giden yol değildir.
  7. “O”(sevgilin, eşin vs.);
    a)Seni aşağı mı çekiyor?
    b)Yukarı mı taşıyor?
  8. Mutluluk, hayatın anlamını bulmaktır.
  9. Mutluluk, olduğun gibi sevilmektir.
  10. Tatlı patates yahnisidir. 🙂 (Ne demek istediğini izlediğinizde anlayacaksınız.)
  11. Korku, mutluluğun önündeki engeldir.
  12. Mutluluk, kendini tamamen canlı hissetmektir.
  13. Mutluluk, kutlama yapmayı bilmektir.
  14. Dinlemek, sevmektir.
  15. Nostalji, eskiden yaşanmış olanlar değildir.

*Kitapta mutluluğun kuralları olarak geçen maddeleri buradan görebilirsiniz.

Filmi özetleyen cümleyse, filmin arasında bir yerde geçiyor; Hepimiz mutlu olmak zorundayız. Kısaca film çok güzel. En kısa zamanda izlemenizi tavsiye ederim. Hatta Simon Pegg’i seviyor ve henüz A Fantastic Fear of Everything filmini izlemediyseniz, bunu izledikten sonra bir de onu izleyin derim. Tamamen farklı ve güzel bir filmdir.

Güzel iş: EnstrümanÖğren.com

İnternette Türkçe içeriğin az olmasından yakındığım bir yazıda, kabahatin hepimizde olduğundan bahsetmiştim. Video içerik konusunda yavaş ilerlediğimizi de eklemiştim. Bugün Twitter sayesinde harika bir içerik girişiminden haberdar oldum.

Bir enstrümanı çalmayı öğrenmek, yeni bir dil öğrenmek kadar zor bir iş. Oldukça egzersiz yapmak gerekiyor. İnternette İngilizce kaynak oldukça var. Bunlar arasından sade anlatımlı olanları kullanabilirsiniz. Ama eğer İngilizceniz yoksa bu konuda neredeyse hiç şansınız kalmıyor. İşte bahsetmek istediğim EnstrümanÖğren.com tam da bu yüzden önemli.

Konuyla ilgili girişimin sahibi Sinan Oypan’a söz verdiğim üzere yorumlarımı aktarmak istiyorum. Aslında, ilk etapta Twitter üzerinden yorumlarımı iletmeyi düşünmüştüm ama biraz daha inceleyince EnstrümanÖğren.com’un bir blog yazısını hakettiğini düşündüm.

EnstrümanÖğren.com yukarıda da bahsettiğim üzere Sinan Oypan’a ait bir içerik girişimi. Amacı bir enstrüman öğrenmek isteyenlere teorik ve pratik enstrüman bilgisi aktarmak. Sitenin güzelliklerine değinecek olursak;

  • Güzel, sade, kullanışlı ve özgün tasarıma sahip.
  • Site gayet düzgün şekilde kategorize edilmiş. Yeni başlayanlar, 101, 102, armoni, teori, müzik teknolojileri gibi dersleri var.
  • Gitar ve bas gitar derslerinin yanısıra yakında piyano dersleri de olacakmış.
  • Videoların kalitesi gayet güzel.
  • Kullanılan gitarlara bayıldığımı söylemeliyim. bknz: Fender Telecaster 🙂
  • Dersler açıklayıcı, özellikle basit anlatımıyla da oldukça anlaşılır.

Gitar öğrenmeye hevesli fakat vakit bulamayan biri olarak EnstrumanOgren.com’un tam benim gibi insanlara uygun bir site olduğunu belirtmeliyim. Açıkcası teorik kısmını inceledikten sonra, şu çalamadığım gitarı kılıfından çıkarıp yeni başlayanlar kategorisinden giriş yapmayı planlıyorum. 🙂 Fikir güzel, uygulama güzel, umarım işler yolunda gider ve proje başarılı olur.

Bir aylağın hikayesi (Yusuf Atılgan – Aylak Adam)

Aylak Adam kitap kapağıHaftasonuna geçen hafta başladığım Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam isimli kitabını bitirerek başladım. Türk edebiyatındaki en sevdiğim romanlardan biri oldu açıkcası. Gerek sürükleyici, gerek sorgulayan, gerekse İstanbul’u ve Beyoğlu’nu harika betimleyen bir kitap olması açısından çok beğendim. Yusuf Atılgan ismini hep, filmi de çekilen “Anayurt Oteli” isimli kitaptan biliyordum. Filmini duymuş ama izlememiştim, kitabını da okumamıştım haliyle. Ama Aylak Adam’ı okuyunca Anayurt Oteli’ni de hemen edindim. Haftasonumu da onunla geçireceğim muhtemelen. Şimdi biraz Aylak Adam’dan bahsedeyim. Tabi fazla spoiler vermeden. 🙂

Romandaki esas karakterimizin adı bile yok. “C.” diyoruz ona bütün kitap boyunca. C, kendini aylak olarak tanımlıyor. Hatta aylaklık mesleğiymiş gibi davranıyor, aylaklık sıfatına göre yaşamaya çalışıyor. Para sıkıntısı yok, ama kendisine zengin denilmesine katlanamıyor. “Zengin değilim ben, paralıyım.” diyor. Aynı mekana birkaç kez gitmiyor, bunu da “Eğer oraya birkaç kez gidersem, Allah korusun müşteri olurum.” cümlesiyle açıklıyor. Anlayacağınız hayatla ilgili katlanamadığı şeyler var. En büyük savaşını da sıradanlığa karşı veriyor.

Böyle ilgi çekici bir karakterin öyküsünü okumak istersiniz diye düşünüyorum. En kısa zamanda Anayurt Oteli’ni de okuyarak hakkında birkaç şey yazacağım.

Düşünce Atlası – Nüvit Osmay

Görsel kaynağı: Wikimedia

Görsel kaynağı: Wikimedia

Mümin Sekman‘ın bir kitabından haberdar olduğum Nüvit Osmay’ın Düşünce Atlası isimli kitabı, dünya düşünürlerinden seçme sözler barındırıyor. Tecrübeli insanlardan öğrenilecek çok şey olduğuna inandığımdan, kitaptan haberdar olur olmaz kitabı sipariş ettim. Kitap Alfa Yayıncılıktan çıkmış. İçinde ülkemizden ve dünyadan birçok ünlü düşünür ve liderin sözleri bulunmakta. Adettendir, kitabın içeriğinden bir şeyler paylaşayım.

 

“Gününden faydalan, yarına güvenme.” Horace

“Söylediklerini kabul edemem, ama konuşma hakkını ölene kadar desteklerim.” Voltaire.

“En küçük iş en büyük niyetten daha iyidir.” Larry Eisenbery

“Eleştiri kolay, sanat güçdür.” Destouches

“Bütün hatalarımızdan en kolay affettiğimiz tembelliktir.” La Rochefoucauld

“Sahip olduğum bütün deha sırf çalışmanın meyvesidir.” Alexander Hamilton

“Adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez.” Montaigne

“Kimse duymak istemeyenler kadar sağır olamaz.” M.Henry

“İyi çırak, ustası yokken anlaşılır.” Brezilya özdeyişi

“Gerçek bir nüktenin kaynağı hakikatin kendisidir.” George Meredith

Altını çizdiklerimden on tanesini paylaşmak istedim. Yukarıdakileri beğendiyseniz, söylemeliyim ki kitapta bunlar gibi harika cümlelerden çok var. Kitaplığınızda bulunsun.

Çok başarısızsın, keşke ölsen

Başarılı olmak için çabalıyoruz, adeta başarının peşinden koşuyoruz. Kimileri ise başarılı olmanın sırrını başka insanlarda arıyor. Bu yüzden her yerde “X kişisinden başarının sırları, başarılı olmak için yapmanız gereken 10 şey, başarılı insanların kullandığı 20 uygulama, başarılı olmak isteyenlerin okuması gereken 20 kitap, başarıya giden yollar” gibi abuk subuk binlerce yazı, kitap vs. görüyoruz. Kısacası başarılı olmak konusunda birçoğumuz takıntılıyız. Ama atladığımız çok büyük bir soru işareti var. Başarı nedir?

Başarı nedir?

Bu konuda yapılacak bir araştırma bize çok daha kesin bilgiler sunabilirdi. Ancak şu an itibariyle böyle bir araştırma elimizde olmadığı için, hepinizden önce kendi başarı tanımınızı, ardından da çevrenizdeki insanların başarıyı tanımlama şekillerini düşünmenizi rica ediyorum. Eminim ilk akla gelenlerden aşağıdaki gibi bir liste oluşurdu.

  1. İyi bir okuldan mezun olmak.
  2. İyi bir şirkette çalışmak.
  3. Yüksek bir ünvana sahip olmak.
  4. İyi bir arabaya sahip olmak.
  5. Çok para kazanmak.
  6. Ve yukarıdaki maddelerden dolayı saygı duyulan biri olmak.

Bu liste, yukarıdaki gibi örneklerle genişletilebilir. Peki başarı bunlardan herhangi biri midir? Belki. Başarı kelimenin tam anlamıyla kişiye özel bir kavram. Bardaktaki su misali, sizin ona yüklediğiniz anlamlarla şekilleniyor. Öncelikle aşağıdaki videoyu izlemenizi rica ediyorum.

Başarı ile ilgili bir şeylerin konuşulduğu her ortamda, videodaki beyefendinin hikayesini özetler ve sorarım; “Sizce bu adam başarısız mıdır?” Şimdi size sorayım. Yukarıda videosunu izlediğiniz adam başarısız mıdır? Farkettiğiniz üzere, başarı denince akla gelen şeyler kısmında saydığımız hiçbir şey bu beyefendide yok. Üstelik katıldığı yarışmayı da kaybetmiş. Bayat poğaça ile beslendiği bir dönem olmuş, hiçbir işte idealleri doğrultusunda tutunamamış, bu yüzden de sokakta 1 Liraya oyuncak satıp, seyyar bir hayat yaşıyor, arabası yok, parası da yoksa yürüyor. Peki bu onu başarısız biri yapar mı? Bana soracak olursanız, hayır! Neden mi? Hayattan beklentileri bunların olması yönünde değil çünkü. Tek bir insan olarak, stressiz, serbest, özgür, bol bol okuyabildiği, maddiyatı az, maneviyatı çok bir hayat tercih etmiş.

Dünyanın maddiyatçı tarafları arasında atladığımız çok basit ve temel bir şey var. Biz, her şeyden önce birer insanız. Yoldan birini çevirip, sen nesin diye sorsak, Don Kişot ve Sancho Panza Corp. Ceo’suyum cevabını almamız işten bile değil. Hayır vatandaş, sen insansın yahu. Ceo senin bu dünyadaki etiketlerinden biri. Tıpkı kel ve şişman olman gibi.

Eğer siz son model bir Ferrari’ye binmek istiyorsanız ve günün birinde buna kavuşursanız bu sizi istediğiniz arabaya binmek konusunda başarılı yapar. Ancak son model arabanızı elde ederken, bu uğurda bir arkadaşınıza ihanet etmek zorunda kaldıysanız, bana göre bir insan olarak başarısız olmuşsunuzdur ki aslında bu sizin tam anlamıyla başarısız olmanız demektir. Evet, başarı tercihlerimizle doğrudan alakalı bir şeydir. Ama vazgeçmememiz gereken en önemli şey insan tarafımızdır. Dünyaya gelmenizde tek amacın gerçekten zengin olmak olduğuna mı inanıyorsunuz? Bu dünyada az, gerçekten az para kazanan ama yine de mutlu olan insanlar var. Tıpkı yukarıdaki beyefendi gibi. Ama onların farkı parayı değil, mutluluğu amaç olarak edinmiş olmaları. Metropol hayatı dediğimiz bu ilüzyon, bizi bu gerçek amacımızdan her geçen gün daha da uzaklaştırıyor. Toplumun bize başarıya giden yol olarak yükledikleri ise ayağımıza geçirilmiş bir zincirden başka bir şey değil. Ha bu arada bunun farkına varamayan bizler malesef şu küçük sahil kasabasına taşınamayacağız, dünyadaki görmek istediğimiz ülkeleri göremeyeceğiz, diğer ülkeleri geçtim, yaşadığımız ülkedeki şehirlerin bile yarısından fazlasını göremeyeceğiz. Bunun yerine Sultanahmet’te gördüğümüz saçı sakalı karışmış, serseri dediğimiz seyyahlara içten içe özenmekle geçecek ve yine de bunu kendimize ve çevremize hissettirmemek için yılbaşında alacağımız zamma ve Instagram’da çok “like” alan, lüks restorantta yediğimiz yemeğe odaklanacağız.

Hayatı ve başarıyı kendimce sorgulamaya çalıştığım bu yazıyı çok sevdiğim aktör Sadri Alışık’ın Serseri filmindeki sözleriyle bitirmek istiyorum.

“Az çok hepimiz denizi, yıldızları, ağaçları, işte, falanları filanları göreceğiz, birçok şeyin tadına bakacağız, sonra da ister istemez “Gidiyorum, Elveda” şarkısını söyleyeceğiz.”

Yazı notu: Konu ile alakalı olarak size Nolm.us isimli blogtaki bu yazıyı da öneririm. Blogda buna benzer çok güzel başka içerikler de bulunmakta.

Düzenleme: Bu yazıyı yazdığım günden sonra bir de şöyle bir hikaye buldum.