Güzel iş: EnstrümanÖğren.com

İnternette Türkçe içeriğin az olmasından yakındığım bir yazıda, kabahatin hepimizde olduğundan bahsetmiştim. Video içerik konusunda yavaş ilerlediğimizi de eklemiştim. Bugün Twitter sayesinde harika bir içerik girişiminden haberdar oldum.

Bir enstrümanı çalmayı öğrenmek, yeni bir dil öğrenmek kadar zor bir iş. Oldukça egzersiz yapmak gerekiyor. İnternette İngilizce kaynak oldukça var. Bunlar arasından sade anlatımlı olanları kullanabilirsiniz. Ama eğer İngilizceniz yoksa bu konuda neredeyse hiç şansınız kalmıyor. İşte bahsetmek istediğim EnstrümanÖğren.com tam da bu yüzden önemli.

Konuyla ilgili girişimin sahibi Sinan Oypan’a söz verdiğim üzere yorumlarımı aktarmak istiyorum. Aslında, ilk etapta Twitter üzerinden yorumlarımı iletmeyi düşünmüştüm ama biraz daha inceleyince EnstrümanÖğren.com’un bir blog yazısını hakettiğini düşündüm.

EnstrümanÖğren.com yukarıda da bahsettiğim üzere Sinan Oypan’a ait bir içerik girişimi. Amacı bir enstrüman öğrenmek isteyenlere teorik ve pratik enstrüman bilgisi aktarmak. Sitenin güzelliklerine değinecek olursak;

  • Güzel, sade, kullanışlı ve özgün tasarıma sahip.
  • Site gayet düzgün şekilde kategorize edilmiş. Yeni başlayanlar, 101, 102, armoni, teori, müzik teknolojileri gibi dersleri var.
  • Gitar ve bas gitar derslerinin yanısıra yakında piyano dersleri de olacakmış.
  • Videoların kalitesi gayet güzel.
  • Kullanılan gitarlara bayıldığımı söylemeliyim. bknz: Fender Telecaster 🙂
  • Dersler açıklayıcı, özellikle basit anlatımıyla da oldukça anlaşılır.

Gitar öğrenmeye hevesli fakat vakit bulamayan biri olarak EnstrumanOgren.com’un tam benim gibi insanlara uygun bir site olduğunu belirtmeliyim. Açıkcası teorik kısmını inceledikten sonra, şu çalamadığım gitarı kılıfından çıkarıp yeni başlayanlar kategorisinden giriş yapmayı planlıyorum. 🙂 Fikir güzel, uygulama güzel, umarım işler yolunda gider ve proje başarılı olur.

Robot Türk!

Sizi tarihteki ilk “mekanik” Türk ile tanıştırayım. The Turk!

The Turk 17. yüzyılda adından oldukça bahsedilen bir satranç makinesi. Açıkcası şans eseri adından haberim olan bu makinenin oldukça da ilginç bir hikayesi var. Aslında The Turk için makine yerine yarı-makine demek daha doğru olur. Ama buraya sonra geleceğim. Şimdi kısaca The Turk isimli bu “şeyi” tanıtmaya çalışayım.

görsel kaynağı: wikipedia
görsel kaynağı: wikipedia

1770 yılında Macar asıllı Wolfgang von Kempelen isimli mekanikçi bir satranç makinesi yapar. O dönem Türk kültürü popüler ve ilgi çekici olduğu için yaptığı bu makineyi sakallı, bıyıklı ve Türk kıyafetli bir adam olarak tasarlar ve adını da The Turk koyar. Bu makine ilk önce Macaristan İmparatorluğu imparatoriçesi olan Maria Theresa için sergilenir ancak 1800\’lerin başında Kempelen’in ölmesi ve makinenin aynı zamanda metronomun da mucidi olan Johann Maelzel’in eline geçmesiyle ünü Avrupa ve Amerika’ya kadar uzanır. Makinenin Avrupa’da olduğu bir dönemde Napolyon bile makineyi dener. Arşivlerde Napaleon ile The Turk’ün yaptığı satranç maçının kayıtları hala bulunmaktadır. Makine Amerika’ya ulaştığında ise ünü daha da artmış olur, hatta ünlü şair, yazar Edgar Allan Poe, makine üzerine Maelzel’in Satranç Makinesi isimli bir makale yazar. Yine aynı dönemde The Turk’ü gören ve bilgisayarın babası olarak da adlandırılan Charles Babbage, makinenin bir aldatma ürünü olduğunu ilk sezenlerdendir. Maelzel’in ölümünden sonra The Turk’ın sahibi olan John Mitchell ise makinenin diğer sahipleri gibi makine üzerinden epey para kazansa da, önceki sahipleri kadar para kazanmada başarılı olamayınca makineyi Philadelphia müzesine bağışlar ve büyük Philadelphia yangınında The Turk efsanesi yanarak kül olur. 2013 yılında Amerika’da yeni bir The Turk yapıldığı da söyleniyor.

görsel kaynağı: wikimedia
görsel kaynağı: wikimedia

Şimdi gelelim makinenin perde arkasına. The Turk aslında Kempelen’in ustalıkla gizlediği bir aldatmacaydı. Kempelen makinenin içerisini seyircilere gösterdikten sonra makinenin içerisine usta bir satranç oyuncusu yerleştiriyordu. Söylenene göre makinenin içerisinde bir satranç tahtası vardı ve mekanik aksam sayesinde satranç oyuncusu makine içerisinden karşısındaki oyuncunun hamlelerini görebiliyordu. Bunun yanında makinenin yaptığı hamleleri de yine mekanik aksam sayesinde satranç oyuncusu yönetiyordu. Maelzel’in The Turk’e sahip olduğu yıllarda asistanı olarak yanında bulunan William Schlumberger‘in makinenin içerisindeki oyuncu olduğu söylenir.